22 Mayıs 2009 Cuma

Androsa gidiyoruz

Sabah ilk iş olarak, birşeyler yedik ve motoru çalıştırmak istedik, ama marş almadı. Yine metal parçası ile çalıştırdık. Yola çıktıktan bir saat kadar sonra rüzgar şiddeti 20-25 knotlara çıktı. Teknenin başı yine balyoz gibi dövmeye başladı denizi. Zaten geceden gelen yorgunluk da üstüne eklenince kaptan yeni geçtiğimiz bir adanın arkasına “dönsemiydik acaba?” diye hayıflandı. Fakat ben de dönme taraflısı olmayınca mücedeleye devam ettik. Akşamüstü saat 16.30 gibi Andros limanına girdiğimizde derin bir oh! çektik. Vizemiz vs. olmayışından bir sıkıntı doğmasın diye alargaya demir attık. Sonrasında ortalığı toparlamak, mazot deposuna yedek mazotu boşaltarak yolda yapılması zor işleri bitirdik. Marş arızasının push button da olduğunu tespit ettik ve butonu, somununu sökerek dışarı doğru uzattık. Artık bağlantı noktalarını tornavida ile kısa devre ederek, motor kompartımanını açmadan çalıştırabiliyorduk motoru. Akşamüstü yine makarna yapıp üzerine kaşar doğrayarak yedik. Cep radyosundan naklen süperlig maçlarını dinledik. Daha sonra, Yunan TV sinde bir maç nakli seyrettik. Sonra da yatıp uyuduk. Zira İstanbuldan ve VHF den aldığımız bilgiler, yola çıkmamamız gerektiğini gösteriyordu.
video
video

21 Mayıs 2009 Perşembe

Korint kanalını geçiyoruz

Saat 11.00 civarı, Korint kanalına geldik. Burada trafik, tek yönlü idi. Bir konvoy bir yönde geçiyor, ardından diğer yönde geçeçek konvoya yol veriliyordu. Kanal girişine yaklaşınca kaptan, telsizle batıdan doğuya geçiş yapacağımızı bildirdi. Yirmi dakika kadar sonra, gelmekte olan kargo gemisini takip etmemizi söylediler. Kanal genişliği 15 metreden fazla değildi. Yer yer 50 metreye varan dik kenarları yüzünden, GPS zaman zaman “sinyal yok” alarmı veriyordu. Kanal üzerinde çok sayıda köprü vardı. Bazılarında, kanal girişinde, restaurant ve kıyıda olduğu gibi turistler, gelip geçen teknelere bakıyor, kanaldaki seyir trafiğini izliyordu. Çok sayıda turistin biriktiği bir tanesindekilere, şapkamı salladım. Çok sevindiler ve hepsi el sallayarak cevap verdiler. Saat 13.00 gibi kanalın çıkış noktasına ulaştık. Burada, tekneyi rıhtıma bağladıktan sonra kaptan, evrakları alarak para ödemeye gitti. Geçiş için 118 euro aldılar. Bu noktada mazot ve su bulacağımızı ümit ediyorduk. Hiçbiri yoktu ve beklemeksizin, Andros adasına ulaşmak amacıyla yola çıkacaktık. Ama marş basmadı. Bu durumu daha öncede yapmış, birkaç denemeden sonra çalışmıştı. Bu defa, marş motoruna ulaşarak, otomatiğin kontaklarını, bir metal parçasıyla kısa devre yaptık ve motor çalıştı. Bu durum, marş otomatiği, marş butonu veya starter aküden kaynaklanan bir arızayı işaret ediyordu. Yola çıktıktan sonra problem üzerinde düşünmeye devam ettik. En kısa sürede bu arızayı bulmak ve gerekeni yapmak icabediyordu. Atina açıklarını geçinceye kadar, rüzgar yoktu, ya da hafif esiyordu iskele bordadan. Bir süre sonra kuzeye dönecektik. Kaptan, daha önceleri yaşadığı tecrübelere dayanarak, kuzeye dönünce pruvadan rüzgar almaya başlıyacağımızı, bu yorgunluk üzerine yapacağımız bir gece yolculuğunun, riskli olabileceğini söyleyince, uygun bir kuytuya sığınma kararı aldık. Gecenin karanlığında balık çiftliklerininde bulunduğu bu kuytuya, çok yavaş ve dikkatli bir şekilde yanaştık ve demir attık. Gece, gündüzden kalma soluganlar yüzünden, tekne çok sallandı. Bu sebeple rahat bir gece olmadı.
video
video
video
video
video

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Levkas'tan Korint'e

Levkas kanalı bitince deniz genişledi. Sakin ve rahat bir yolculuk yapmaya başladık. Patras körfezine girdikten sonrada rahat yolculuğumuz devam etti. Fakat burada feribot trafiği hayli yüksekti.Brindisi-Patras arasında çalışan hızlı feribotlar, hem değişik firmalara aitti, hem de kimisi çok hızlı kimisi daha yavaştı. Onların trafik yolundan, mümkün mertebe uzak seyrettik Fakat, burada uyumak olmazdı. Kaptan,”bir zamanlar, gece yolculuğu sonunda rıhtıma yanaşan feribotun demirine takılı yelkenli direği görmüşler” diye anlattı. Bu, insanı ürperten olayın arkasında herhalde, Adriyatikte kaybolan ve kendisinden haber alınamıyan bir yelkenli vardı. Patrasa geldiğimizde gece olmaya başlamıştı. Saat 22.00 civarında, ışıklandırılmış Patras köprüsüne yaklaştık. Köprünün dört ayağı vardı. Ayakların yukarı uzantısına takılı, değişik açılarda yerleştirilmiş askı telleri, mavi ışıklarla aydınlatılmış yelpazeleri çağrıştırıyordu. Bu sabit bir asma köprü idi. Yaklaşınca kaptan “traffic control, traffic control, this is vanda” diye köprü trafik kontrolunu aradı. Onlara batıdan doğuya geçmek istediğimizi, boy ve direk yüksekliğimizi bildirdi. Trafik kontrol, 5-10 dakika sonra, köprünün sağ tarafında bulunan iki ayağın arasından geçebileceğimizi söyledi. Köprüyü geçtikten bir süre sonra tekrar geriye baktığımda mavi ışıkların söndürülmüş olduğunu gördüm. Anlaşılan gece 12.00 dan sonra, süs ışıkları söndürülüyordu. Burada saatlerin, Hırvatistan ve İtalyaya göre bir saat ileri olduğu anlaşılıyordu. Köprüye geldiğimizde Hırvatistan saati ile, saat 10.00 ı geçiyordu. Fakat yerel saatle, Türkiye gibi saat 11.00 ı geçiyordu. Bundan sonra feribot trafiği de yoktu. Çünkü, feribotların, Brindisi ile Patras arasında taşıdıkları vasıtalar, Patrasa iniyor, buradaki köprüden geçerek, Yunanistan ve Türkiyeye gidiyor veya geliyordu. Uykum gelmişti artık. İnip yattım. Sabaha karşı, 03.30 gibi uyandım. Giyinip yukarı çukunca, kaptan sevindi. O da gidip yattı ve 4-5 saat kadar uyudu. Çok sakin ve güzel bir gün ağarması yaşadım. Bir ara hemen yanımda başlayan, bir yunus hareketliliği farkettim. Arkada, birçok yunusun atlaya, zıplaya hareketliliği devam etti. Anlaşılan, bir balık sürüsü katliamı görmüştüm. Kaptan uyanıp yukarı çıkınca, bu katliamdan bahsettim. O da son zamanlarda, koruma altında oldukları için popülasyonu çok artan yunuslar yüzünden, balık miktarının azaldığını, balıkçılar kadar, diğer ilgililerin de bu durumdan şikayetçi olduklarını duyduğunu söyledi. Özellikle Yunanlı balıkçılar bu durumun düzeltilmesi için girişimlerde bulunuyormuş.
video
video
video
video
video
video
video
video
video

8 Mayıs 2009 Cuma

Otranto'dan Levkas'a

Otrantodan sabah 06.00 da hareket ettik. Yine açık deniz vardı önümüzde. Rüzgar, Korfuya kadar sancak baş omuzluktan 15-20 knot esecekti. Sonraları ve biz geçtikten sonra 25 knot’a kadar çıkacaktı. Yola çıkmazsak, daha uzun bir süre çıkayacaktık. Sabahın erken saatlerinde, rüzgar çok azdı. Fakat açık denizin soluganları, teknenin başını kaldırıyor, teknenin başı, sonraki dalga boşluğuna, küt diye düşüyordu. Zamanla, rüzgarın hızı artmaya başladı. Artık teknenin başı, daha fazla kalkıyordu. Sonrasında da daha yüksekten düşerek su yüzeyine çarpıyor, baş tarafa balyozla vuruluyor gibi darbeler uyguluyordu. Televizyon, inverter vs. gibi elektronik cihazlar büyük darbe alıyordu. Bozulacaklar diye endişe ediyordum. Bu atlayıp zıplamalar sırasında, değil birşeyler hazırlayıp yemek, salona inmek bile çok zordu. Ara ara cenovayı açma imkanı bulduğumuzda da tekne, zaman zaman, iskele tarafa 30-40 derece yatıyordu. Akşama yakın Ohori adasına geldik. Adanın kuzeyinden, sahile yakın giderek adayı siper ettik. Yarım yolla adaboyunca ilerlerken, kaptanın hazırladığı yemeği yedik. Daha sonra Korfu adasının kuzey ucunu dönüp, Arnavutluk ile ada arasından güneye inmeye başladık. Hava düşmüş olduğundan, nispeten rahat bir seyirle bütün gece yola devam ettik. Ben, akşam 10.00 gibi, yatmaya gittim. Kaptan, uyku tulumuyla yukarda yattı. Bu bölgede pek trafik olmadığından, o da bir şekilde uyuyordu. 15-20 dakikada bir uyanıp bakıyor, sonra yine uyuyordu. Otopilot işini iyi yapıyordu. Sabaha karşı ben giyinip yukarı çıkınca, kaptan aşağı kamarasına inip uyumayı denedi. Cuma günü, saat 08.15 cvarında Levkas köprüsüne geldik. 200 metre kalana kadar, bütün dikkatime rağmen geçeceğimiz kanal girişini göremedim. Sanki süreklilik gösteren bir kumsala dalacaktık. Son anda, kumsalın, bir noktadan koptuğunu gördüm. Kopuk yerden sağ tarafa doğru su yolu devam ediyordu. Fazla geniş olmayan yolda 500 metre kadar ilerleyince köprü göründü. Üstünden vasıtaların işlediği 4-5 metre genişliğindeki köprüden geçebilmemiz için, köprünün açılması gerekiyordu. Saat başlarında açıldığı için 45 dakika bekledik. Sonra, geçiş yapan vasıtalar durduruldu. Köprü kapağı kalkmaya başladı. Aynı anda geçeceğimiz açıklığın artmaya başladığını farkettim. Büyük kısmı yüzer duba olan köprü gövdesi de bir eksen etrafında dönerek 30-40 metrelik bir açıklık oluşturdu. Hemen harekete geçerek ilerlemeye başladık. Aynı anda, karşı tarafta bekleyenler de, geçişlerine başladılar. İlerde Levkas marinası girişindeki istasyondan eksilen mazotu tamamladık. Fakat, ayrıldıktan sonra, su deposunu doldurmadığımız için hayıflandık. Dar kanalda yola devam ederken, karşı taraftan gelen yatlarla çok yakın geçişiyorduk. O yatlarda bulunanlar hizamıza gelirken kollarını havaya kaldırarak selam veriyorlar, biz de aynı şekilde mukabele ediyorduk.
video
video
video
video
video
video
video