4 Haziran 2017 Pazar

Sadun BORO üstadımızı Okluk'tan uğurlamıştık.

20150608_141014.mp4div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on">

3 Eylül 2009 Perşembe

İstanbuldan Göcek'e 8

2 ağustos Pazar sabahı 05.30 da Ayvalıktan ayrıldım. Babakaleyi dönene kadar nerdeyse hiç rüzgar yoktu. Ama burnu dönüp kuzeye yönelince, tam kafadan gelen,yer yer 28 knot’a varan rüzgar, kaldırdığı dalga ile teknenin ilerlemesini engelliyordu. Cenovayı açıp rüzgara 50-55 derece açılarla zigzaglar yaparak, teknenin nispeten sarsıntısız seyretmesine çalıştım. Fakat ortalama hız yinede düşük oluyordu. Rüzgara 45 derece açılarla seyir yapılsa tekne yeteri kadar hız kazanamıyor ve de dalgaların etkisiyle yine yüksekten düşüp suya çarparak çok rahatsız ediyordu. Yine akşam güneş batarken Bozcaadaya girebildim. 3 ağustos sabahı saat 06.00 Çanakkaleye gitmek üzere Bozcaadadan ayrılıp motor seyriyle ve rahat bir yolculukla 14.30 sıralarında Çanakkale marinaya girdim. Yolda sık sık sintine pompasını çalıştırıp biriken suyu tahliye ettim. İstanbula fazla yol kalmamıştı. Sabah 05.00 da yola çıktım. Akşam 18.00 civarı Mürefteye varırken, salmanın bağlantısının gevşemiş olma ihtimali canımı sıkıyordu. Deniz suyu pompası su kaçırıyordu ama bu suyun biriktiği bölme ayrıydı ve akşamları biriken suyu alıyordum. Müreftede suyu tamamen boşalttım. Salma tarafını iyice kurutmaya çalıştım. Fakat o kısımdan pek su gelmiyordu. Acaba tekne dururken salma oynamadığı için mi su girmiyordu? Sabah yola çıkarken deniz suyu pompasının kaçırdığı suya baktım. Çok artmıştı. Hemen hemen yarı açık bir musluk gibi su geliyordu, pompaya bağlı hortumun altından doğru. Bu suyu görünce, salmanın gevşemiş olma ihtimali ortadan kalkmıştı. Artık rüzgarın müsait olduğu yerlerde cenovayı açmaya başladım. Akşam üstü Silivriye vardığımda, iskelenin iç kısmına bağlanmak istedim. Fakat ne halat alıp babaya bağlayacak kimse, ne de kolay yerde baba vardı. Bu kısım rüzgar altı olduğundan halatı kendim de bağlayamıyordum. Bu sebepten iskelenin rüzgar üstü olan dış kısmına geçtim. Bu sırada denize girmekte olan gençler de yaklaşmışlardı. Halat alarak bağlanmama yardım ettiler. İlk işim deniz suyu pompasını incelemek oldu, beni Pendik’e kadar götürürmüydü? Gördüğüm kadarıyla daha 1000 mil yol gitsem su kaçırmasından başka problem olmazdı. Yeter ki suyu tahliye edeyim. Demek ki suyun biriktiği bu bölmeden sintineye bir geçiş oluyordu. Artık yola rahat çıkabilirdim. Nitekim ertesi sabah saat 05.30 da yola çıktım ve rahat bir yolculukla, yolun büyük kısmında da cenovayı açarak saat 15.00 civarı Pendikte oldum. Ertesi gün ilk işim deniz suyu pompasını sökmek oldu. Ertesi gün de rumanlarını ve keçesini değiştirerek yerine taktım. Kısa bir süre motoru çalıştırıp durumu test ettim. Normal görünüyor. Hafta sonu seyire çıkarsam daha iyi bir test olacaktır.
Böylece sona gelmiş olduk. Herkese, kazasız, güvenli ve mutlu seyirler diliyorum. Pruvanız daima neta olsun.
video
video
video

27 Ağustos 2009 Perşembe

İstanbuldan Göcek'e 7

Sabah yine erkenden yola çıkıp Knidos burnunu döndük. Turgutreise yaklaştığımızda rüzgar azgınlaştı. D-Marinden mazot alıp yolumuza devam ettik. Yalıkavakta kalmayı düşünürken rüzgar kolayımıza olduğundan Didim marinaya yöneldik. Motor yelken yolumuza devam ederken zaman zaman 8 Dmili hıza ulaşıyorduk. Yine hava kararmadan Didim marinaya bağlandık. Sonraki gün nerdeyse hiç yelken açamadan Kuşadasına vardık, rüzgar yoktu. Burada, aşağıya giderken görüştüğümüz, Nelea teknesi sahibi Ahmet Semiz bey ve eşi Ayhan hanım ile tekrar görüşme ve sohbet şansı bulduk. Eşim annesine bakma sırası sebebiyle buradan İstanbula döndü. Ben de dönüş için hava durumunu kollamaya başladım. İlk anda 1 ağustos cumartesi günü havanın uygun olacağı yönünde rapor vardı. Ertesi gün, Cuma ve cumartesi aynı sertlikte havaya işaret ediyordu. Bu sırada Ahmet Semiz bey İzmirden arayarak, Foçaya kadar benimle gelebileceğini söyledi, bende memnun olacağımı bildirdim. 30 Temmuz Perşembe akşamı geldi. Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Yer yer 32 knot’a varan rüzgar okuduk, rüzgar göstergesinde. Gönlümüzce yelken açıp dalgalar arasında boğuşurken, sintineyi doldurmuş olan sular teknenin içini allak bullak etti. Ayrıca, kaşık çatal çekmecesinin de yerinden kurtulup her şeyin ortaya saçılması ayrı bir sıkıntı yaratmıştı. Bu kadar çok su acaba nerden gelmişti. Yoksa salma bağlantıları gevşemiş tekne oradan mı su almıştı? Kamaraların tabanlarına kadar su dolmuş, her şey darmadağınık olmuştu. Ahmet Beyin, hepsinin üstesinden gelmesi sıkıntımızı hafifletti. Akşam hava kararmadan Çeşmedeki eski belediye marinasına bağlandık. Ama rüzgar hala ıslıklar çalıyordu. Bu durumda ertesi gün yola çıkmak zordu. Ahmet Bey, Çeşmeye varmadan arkadaşı Sayın Celal Üstünbaş beyle konuştu ve vardığımızda Celal beyle tanışıp ısmarladığı biraları içerken sohbet etme imkanı bulduk. Pirireis denizcilik derneği başkanı, bu çok kibar ve tecrübeli deniz insanıyla biraz sohbet etmek bile ayrı bir güzellikti. Çeşmede biraz yürüyüp akşam yemeğinden sonra tekneye döndük. Ahmet Bey, bulunduğumuz pontona bağlı Deniz Harbokulu yelken takımından öğrencilerle konuşurken onların sabah 03.00 te İstanbul yönüne yola çıkacaklarını öğrenmiş. Biz de saat 3.00 te yola çıkalım diye düşündük. Hava saat 3.00 te iyice düşecekmiş. Sonradan kararlarını değiştirip daha önce 00.00 da çıkmaya karar vermişler. Ahmet Bey, biz de onlarla çıksakmı? Dedi ama hiç uyumadan yola çıkamazdık. Biz saat 3.00 da çıkmaya karar verdik ve 3.30 gibi de yola çıktık. Karaburuna varmadan güneş doğdu. Erken yola çıktığımız için Ayvalık’a varabileceğimizi düşünüp dalgalardan az etkilenmek için cenovayı açıp zigzaglarla Ayvalık’a yöneldik. Ahmet bey zor şartlarda bir hayli video çekti. Ayvalık’ a güneş battığı sıralarda girdik.
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video

25 Ağustos 2009 Salı

İstanbuldan Göcek'e 6

Bundan sonra yeni kaplinin takılması macerası var sırada. Yeni kaplin Vetus imiş. Önce kolayca takacaklarını sandım. Çünkü kaplin söküleli çok olmuştu ve ölçüsüne göre sipariş etmiş olmalıydılar. Yerine uydurulamayınca deliklerini büyütmeye başladılar. Hatta ellerindeki matkap yeterli olmadığından benim yuvarlak eğeyi verdim, biraz da onunla genişlettiler. Yine olmayınca dışarı çıkıp, delikleri geniş ortamda büyütmeye başladılar. Yeni kaplini alarak çıkarılmış olan ile deliklerini çakıştırmaya çalıştım. Ve onlara, delikleri, dış daire patlayıncaya kadar genişletmeleri gerektiğini gösterince duraladılar. Çıkarılmış olan kaplinin bozulmuş olan civata dişlerini yeniden çekerek ve biraz tesviye ederek, yeni kaplinden daha güvenilir olacağını konuştuk. Eski kaplini alıp gittiler ve konuştuğumuz gibi düzelterek geldiler. Ama akşam olmuştu. Tekneyi suya indirecek olanlardan birisi 18.30 a kadar bekleyip tekneyi indirdi. Bundan sonrası, ancak gece teknenin kalacağı belediye marinasına gidebildik. Yolda motor devrini 3000 e çıkarmayı denedim ama 2800-2900 devirlerde titreşim başlıyordu. Daha fazla zorlamadım. Ertesi sabah saat 8.00 da gelip deniz suyu pompasına bakacaklardı. O zaman kapatmadıkları bazı kapakları kapatıp ortalığı da toplayacaklardı. Sabah 8.00 da dükkanlarına gittim. Deniz suyu pompasına bakacak olanlar 9.30 da geldiler. Tekneye vardığımızda saat 10.00 a gelmişti. Pompa aslında faz su kaçırmıyordu. Ayrıca bir süre sonra da su kaçırmayı kesiyordu. Pompayı sökecek olsalar en az üç gün daha bekletirler beni diye düşündüm ve pompa tamirinden vazgeçtim. Kapatmaları gereken kapakları taktılar ve tekrar dükkanlarına döndük. Ricalarla, faturayı yazdırıp kalan borcu da ödeyip saat 13.30 da Çiftlik koyuna ulaşabilmek arzusuyla Göcekten ayrıldık. Ama bu saat yola çıkmak için çok geçti. Körfezden çıkıp Çiftlik koyuna yöneldiğimizde rüzgar artmaya ve dalgalar büyümeye başladı. Bu şekilde devam etsek gece yarısından sonra Çiftlik koyuna varabilirdik. Bu yüzdenKöyceğiz limanına girmeye karar verdik. Ne de olsa orası bir limandı ve hava kararmadan oraya varabilirdik. Yaklaştıkça bağlanacağımız limanın nerede olduğunu merak eder olduk.Ama bilgisayarda da diğer haritalarımızda da böyle bir liman bulamadık. Körfezin içine doğru girdikçe bazı koylarda teknelerin demirlemiş olduğunu görüyorduk. Yolumuza devam ederek dürbünle bağlanacağımız yer ararken Ekincik My marinayı görünce çok büyük bir ferahlama hissettik. Oraya yaklaştığımızda görevli, botla gelerek yardımcı oldu. Kıçtan kara bağlanıp biraz yüzdük sonra Restaurant da akşam yemeği yedik. Restaurant sahilden 30-40 metre kadar yukarda idi ve merdivenlerle çıkılıyordu. Birde yaşlı ve engellilerin kullanacağı bir çeşit eğik asansör vardı. Galiba bu asansör, buranın maden olarak kullanıldığı zamanlardan kalmış. Biz asansörle çıkıp indik, ağaçların arasından bu iniş çıkış ayrı bir güzellikteydi. Eşim, bütün geziboyunca en fazla burayı beğendi. Ertesi sabah saat 06.00 da Aktur Kurucabük koyun varma niyetiyle yola çıktık. Ama Datça’daki arkadaşlarımızla da görüşmeyi istiyorduk. Bozburunu geçince Datçaya varabileceğimizi düşünerek arkadaşları aradık. Neticede Datçaya yöneldik ve akşam olmadan vardık. Birlikte çay içip yemek yiyerek hasret giderdik.
video
video
video
video
video
video
video

İstanbuldan Göcek'e 5

İlk gün, sökme işi başlayınca canım sıkılmaya başladı. Şaftın kaplinini bir türlü çıkaramıyorlardı. Bir ara motorun çevresinde, çepeçevre 6 kişi olduğunu gördüm. Ben de bir kenardan durumu izliyordum. Benimle birlikte 7 kişiydik daracık alanda.
Vura vura kaplini harap ettiler yine de çıkaramadılar. Sökme işini ertesi güne bırakarak gittiklerinde, ben de kapline baktım. Tam tersi yönden vuruyorlar diye düşündüm. Ertesi sabah, geldiklerinde benim düşüncemi de söyledim. Ama dediğim şekilde de sökülmeyince zaten şaftı keserek çıkarmaya niyetlenip ona göre hazırlıklı geldiklerinden, şaftı kesip çıkardılar. Sonraki gün geldiklerinde şaftın ucunu kaplinden çıkarmışlardı. Tam benim tahmin ettiğim gibi değildi ama benzer bir şekilde yarıklı bir boru flanşla sıkıştırılmaydı, yani kaplin, flanş ile şaftı sıkarak bir nevi sıkı geçme gibi şaftı tutuyordu.
Şaftı sipariş edecekler ve kendileri tornada yaparak yerine takacaklardı. Bu arada şaft braketi yerinde oynamıştı. Bu oynamayı da epoksi reçine ile tamir edeceklerdi.
Bu arada devamlı deniz suyu pompasını ne zaman sökeceklerini sordum, onun kolay olduğunu söyleyerek hep geriye bıraktılar.
Aldıkları diğer işlerin peşinde koşmaktan benim yanıma gelip gittikleri yoktu. Pervane , şaft kaplin ortada yoktu. Her arayışımda bir bahane söyleyip, geliyoruz, yapıyoruz vs. deyip geçiştiriyorlardı.
Şaft yapılınca yeni kaplinle birlikte yerine takılması zaman almazdı ama braketin yeniden fikse edilmesi epoksinin kuruma süresi olan 24 saat isterdi.
Bütün ısrarlarıma rağmen bugün, yarın, zaman geçiyordu. Sonunda boya işlerini yapan elemanlarına epoksi işine başlamalarını söylediler. Adam gelerek beş dakikada, braketin tekne içinde polyesterle kapatılmış tepesinden birkaç santimlik kısmını kesti. Marinaya çalışmaya girenlerden para kesiyorlarmış, “bir şeye bakacam, çalışmayacam” diye girmiş, acele ediyordu. Kestiği yerin tekrar yapılmasının hiçbir işe yaramayacağını söylediğimde isteksizce 2 santim kadar daha kesti ve acele gitti. Sözde biraz sonra gelip yapacaktı. Akşama kadar bekledim ne gelen var ne giden. Patrona telefon ediyorum hemen geliyor şimdi diyor gene gelen giden yok. Adamlara telefon etmekten utanır oldum. Pazartesi sabah telefon ettiğimde “akşam gelip yapmadılar mı?” dedi. Hiçbirinin diğerinden haberi yok. Sonradan, önce adamın akşam hastalandığını bugün gelip yapacağını söyledi, sonrasında diğer çalışanlarından adamın bunlarla tartışıp işi bıraktığını öğrendim.
Aslında adamın işi bıraktığına sevindim. Çünkü, sonraki gün gelen başka bir polyesterci, bu gibi işleri çok yaptığını aşağıya doğru braketin iyice açılması gerektiğini söyledi. Akşam saat 4.30 da geldiler. Şaftı geçici olarak line’a alacaklar ve epoksi işi yapılacaktı. Polyesterci dediği gibi yapılacak yeri hazırladı. Ama motorcular line’a alma işini bitiremediklerinden iş bu güne kaldı.
Bir taraftanda sigorta eksperinin istediği tespit raporunu ve işçilik saatleriyle onarım teklifini hazırlamalarını istiyorum. Yapıyoruz diye diye cumartesi sabahtanberi bir şey hazırlamadılar. Bugün Salı. Sabah hazır olduğunu söyledikleri rapor ve teklifi inceleyecek sonrada ekspere faxlayacaktık.
Sabah 9.30 dan sonra polyesterciyi getirdiler. “Rapor işi..” diyecek oldum, bir teknede iki saat işim var, iki saat sonra buradayım dedi. Bu sırada polyesterci malzemelerinin dükkana geri gittiğini yeni anladı ve ikisi birden tekrar geri gittiler.
Yaklaşık bir saat sonra polyesterciyi motorsikletle getirip bıraktılar. Şu ana kadar adam işini biliyor diye rahatım ama bir yandan da yapacak başka bir işim olmadığından ve zaten tekne ufacık yer olduğundan onun yanındayım mecburen.
Yaklaşık yarım saat oyalandıktan sonra nihayet işe koyuldu. Ölçekli kap ile, kabın dibinde denebilecek kadar az miktarda karışım hazırladı. Gördüğüm kadarıyla hızlandırıcıyı fazla koyuyordu. Bu, reaksiyonun hızlı olmasına ve epoksinin çok kırılgan bir yapıya sahip olmasına yol açardı ve çok sakıncalıydı. Aslında önceki akşam geldiklerinde prospektüse bakmıştım ve karışım oranı hacım olarak 4:1 idi. Adama bu kadar az miktarda hazırlanan karışımın oranını tutturmak zor olur diyecek oldum, “işime karışma, ben işimi biliyorum” dedi. Daha bir şey söyleyemedim. Ve çalışmasını izlemeye devam ettim. Son olarak elyaf yatırma işine başlayınca, nispeten fazla miktarda karışım yaptı. Bu sırada bariz olarak hızlandırıcının çok fazla olduğunu gördüm. Fakat yine de sesimi çıkarmaya korktum. Bir miktar elyaf yatırdıktan sonra elindeki kutudan dumanlar çıkarak dışarı geldiğini görünce dayanamadım artık. “Böyle iş olmaz” dedim. “Epoksiyi yaktın. Hızlandırıcıyı çok koyuyorsun!” “Çok biliyorsan sen yap” dedi. Ben de “yaptıklarını sök ben yaparım” dedim. “Karışım oranını yanlış yapıyorsun ben buna güvenerek nasıl denize açılırım?”. Adam “yanlış yapmıyorum” dedi. “Bak burada yazıyor” Gösterdiği yerde A+B = 1.2 kg yazıyordu. Yani her iki komponentin toplam ağırlığı 1.2kg dı. Adama bunu anlatınca, birden durdu, ve karışım oranını hatalı yaptığını anladı. Hemen son yaptıklarını sökmeye gitti. Bir kısmını söktü. Ama daha önce yaptıklarını sökmesi çok zordu. Yapabileceğim pek bir şey yoktu. Her şeyi ben yapamazdım. Zaten burada bir iş yapmasam bile yorulmuştum. Yeniden normal oranda karışım hazırlayıp bir miktar elyaf yatırarak yemeğe gitti. Gideli 2,5 saat oldu, hala gelmedi.
Rapor ve teklif için Emek Marini aradığımda, bir mail bile atamadıklarını, bankalarda işleri olduğunu söylediler.
Çok zor buralarda iş yaptırmak ve yapmak…. 21 Temmuz Salı saat 14.30
Akşamdan epoksi işi bitti. Ertesi gün, yeni kaplin, braket lastiği ve tutyalar takılacak işler toparlanarak tekne suya indirilecekti. Öğlenden sonra suya indirilerek deneme seyri yapacak, her şey yolunda ise İstanbula dönüşe geçecektik.. Eşim de ertesi gün sabah otobüse binecek, akşam Göcekte olacaktı. Böylece bir aksilik olmazsa sabah yola çıkacaktık.
22 temmuz sabah onların gelmesini beklemeden dükkanlarına gittim. Henüz çalışacak olanlar gelmemişti. Teknenin içindeki epoksi tozlarının temizlenmesi için elektrik süpürgesi de almalarını söyledim. Tozlar okadar ince ki teknenin hiç akla gelmeyecek noktalarına kadar nüfuz etmiş. Onların yaptığı temizliğe ilave olarak bir o kadar da ben uğraştım, yine de yeterli temizlik olmadı sanırım.
hit counter

free web counter

24 Ağustos 2009 Pazartesi

İstanbuldan Göcek'e 4

Sabah 5.20 de yola çıktık. Motorla yola devam ederken yelkeni de takviye olarak açıyoruz. Çiftlik koyuna yaklaştığımız sıralarda rüzgar iskele bordadan zaman zaman 32.5 deniz mili hızla esti. Bu sağanaklarda tekne, cenova yelken yüzünden bazen ani yatmalar ve yön değişiklikleri yaptığından, kah cenovayı az açarak veya tamamen toplayarak çiftlik koyuna varıp bir restoranın iskelesine bağlandık. Ertesi sabah yine erken çıkıp Göçek koyuna varmayı ümidediyoruz. …… Artık yazmaya bile utanıyorum nerdeyse. Yine acemilik, hata, artık isim bulamıyorum, her neyse, büyük bir şamar yedik Taşyaka koyunda. Öğlenden sonra koya girdik. Oldukça uygun bir köşenin biraz açığına zinciri bıraktık. Sonra, yeterli uzunlukta tek parça koltuk halatlarımız olmadığından, bir kaç ek ile yaptığımız iki koltuk halatını, ağaçlara zarar verilmesin diye yapılmış babalara bağladık. Biraz yüzdükten sonra, zincirin kalomasının az olabileceğini düşündüm ama, bulunduğumuz yer çok kuytu göründüğünden ve rüzgar yükü zincire değil de daha ziyade koltuk halatlarına bindiğinden, koltuk halatlarını çözüp, zinciri toplayıp, yeni baştan daha uzağa demir atmaya gerek yoktu. Ayrıca, kıyıdan uzaklaştıkça derinlik de artıyor yani daha fazla kaloma gerekiyordu. İçimde bir boşluk, bir tedirginlik, bir rahatsızlık hissetmeme rağmen yerleştiğimiz şekilde kaldık. . Akşam yemeğinden sonra, ortamın ve havanın muhteşem ahengini hissedip, bu rüyayı yaşamak şansına ulaştığım için şükrederek uyuduktan 2 saat kadar sonra gece 1.00 civarı teknenin altından gelen bir gürültüyle uyandık. Rüzgar ıslıklarla tekneyi savuruyor,yandaki guletin kaptanı botuyla koltuk halatını kontrola gidiyordu. Bu nasıl işti. İki saat içinde rüzgar 180 derece dönmüş, ortalığı birbirine katmıştı. Biz de demiri sürükleyerek kıyıya yakın bir noktadaki kayaya dümen palasını çarptığımızı anladık. Hemen motoru çalıştırıp kayadan uzaklaşma yönünde manevra yapmaya başladım. Tekne açılmaya başladığı sırada birden bire motor stop etti. Dönüp baktığımda iskele tarafında boşlayan halatın pervaneye dolandığını anladım. Yapacak birşey kalmamıştı. El feneriyle dalıp halatı kurtarmayı denemek istedim. Ama bu kadar az ışıkla olacak şey değildi. Yandaki guletin kaptanından bir koltuk alarak sabahı bekledik. Sabah halatı çıkarıp motoru çalıştırarak mazot almak üzere Göçek Clup Marinaya gitmek üzere yola çıkınca, 2300 devirden önce bir vuruntunun başladığını gördüm. Önce, zaten bir hayli yorulmuş olan motorun lastik takozlarının koptuğunu tahmin ettim. Clup Marinden bir miktar mazot aldım ve problemi anlatarak bildikleri iyi bir tamirciyle görüşmek istediğimi söyledim. Gerek pompacı ve gerekse orada bulunan genç ( Clup Marin’in sahibinin oğluymuş) Emek Marinin numarasını verdiler. Telefon konuşması sonucu Özdeyiş Beyin isteğiyle tekneyi belediye marinasına çektim. Burada yaptığı tetkikte şaftın eğrilmiş olabileceğini ve 700euro işçilik 800 euro şaft değiştirme için 1500 euroya işi yapacağını söyledi ve tekneyi MarinTürk marinasına çekmemi istedi. Bu arada, deniz suyu pompasının da su kaçırdığını söyledi. Tekne çekek yerine çekilirken çekek yeri sorumlusu “bu adamları nerden buldun” diyerek bir can sıkıntısı sokmuştu içime. İşleri yüz güldürmüyormuş, çalışanlar onlarla bir yıldan fazla çalışmıyormuş, yine de ayrılanın yerine eleman buluyorlarmış. “Şeytan tüyü mü var bunlarda nedir?” demişti.
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video