24 Ağustos 2009 Pazartesi

İstanbuldan Göcek'e 4

Sabah 5.20 de yola çıktık. Motorla yola devam ederken yelkeni de takviye olarak açıyoruz. Çiftlik koyuna yaklaştığımız sıralarda rüzgar iskele bordadan zaman zaman 32.5 deniz mili hızla esti. Bu sağanaklarda tekne, cenova yelken yüzünden bazen ani yatmalar ve yön değişiklikleri yaptığından, kah cenovayı az açarak veya tamamen toplayarak çiftlik koyuna varıp bir restoranın iskelesine bağlandık. Ertesi sabah yine erken çıkıp Göçek koyuna varmayı ümidediyoruz. …… Artık yazmaya bile utanıyorum nerdeyse. Yine acemilik, hata, artık isim bulamıyorum, her neyse, büyük bir şamar yedik Taşyaka koyunda. Öğlenden sonra koya girdik. Oldukça uygun bir köşenin biraz açığına zinciri bıraktık. Sonra, yeterli uzunlukta tek parça koltuk halatlarımız olmadığından, bir kaç ek ile yaptığımız iki koltuk halatını, ağaçlara zarar verilmesin diye yapılmış babalara bağladık. Biraz yüzdükten sonra, zincirin kalomasının az olabileceğini düşündüm ama, bulunduğumuz yer çok kuytu göründüğünden ve rüzgar yükü zincire değil de daha ziyade koltuk halatlarına bindiğinden, koltuk halatlarını çözüp, zinciri toplayıp, yeni baştan daha uzağa demir atmaya gerek yoktu. Ayrıca, kıyıdan uzaklaştıkça derinlik de artıyor yani daha fazla kaloma gerekiyordu. İçimde bir boşluk, bir tedirginlik, bir rahatsızlık hissetmeme rağmen yerleştiğimiz şekilde kaldık. . Akşam yemeğinden sonra, ortamın ve havanın muhteşem ahengini hissedip, bu rüyayı yaşamak şansına ulaştığım için şükrederek uyuduktan 2 saat kadar sonra gece 1.00 civarı teknenin altından gelen bir gürültüyle uyandık. Rüzgar ıslıklarla tekneyi savuruyor,yandaki guletin kaptanı botuyla koltuk halatını kontrola gidiyordu. Bu nasıl işti. İki saat içinde rüzgar 180 derece dönmüş, ortalığı birbirine katmıştı. Biz de demiri sürükleyerek kıyıya yakın bir noktadaki kayaya dümen palasını çarptığımızı anladık. Hemen motoru çalıştırıp kayadan uzaklaşma yönünde manevra yapmaya başladım. Tekne açılmaya başladığı sırada birden bire motor stop etti. Dönüp baktığımda iskele tarafında boşlayan halatın pervaneye dolandığını anladım. Yapacak birşey kalmamıştı. El feneriyle dalıp halatı kurtarmayı denemek istedim. Ama bu kadar az ışıkla olacak şey değildi. Yandaki guletin kaptanından bir koltuk alarak sabahı bekledik. Sabah halatı çıkarıp motoru çalıştırarak mazot almak üzere Göçek Clup Marinaya gitmek üzere yola çıkınca, 2300 devirden önce bir vuruntunun başladığını gördüm. Önce, zaten bir hayli yorulmuş olan motorun lastik takozlarının koptuğunu tahmin ettim. Clup Marinden bir miktar mazot aldım ve problemi anlatarak bildikleri iyi bir tamirciyle görüşmek istediğimi söyledim. Gerek pompacı ve gerekse orada bulunan genç ( Clup Marin’in sahibinin oğluymuş) Emek Marinin numarasını verdiler. Telefon konuşması sonucu Özdeyiş Beyin isteğiyle tekneyi belediye marinasına çektim. Burada yaptığı tetkikte şaftın eğrilmiş olabileceğini ve 700euro işçilik 800 euro şaft değiştirme için 1500 euroya işi yapacağını söyledi ve tekneyi MarinTürk marinasına çekmemi istedi. Bu arada, deniz suyu pompasının da su kaçırdığını söyledi. Tekne çekek yerine çekilirken çekek yeri sorumlusu “bu adamları nerden buldun” diyerek bir can sıkıntısı sokmuştu içime. İşleri yüz güldürmüyormuş, çalışanlar onlarla bir yıldan fazla çalışmıyormuş, yine de ayrılanın yerine eleman buluyorlarmış. “Şeytan tüyü mü var bunlarda nedir?” demişti.
video
video
video
video
video
video
video
video
video
video

Hiç yorum yok: